avukat

İcra Kefaleti, Kefil Aleyhine İcra Takibi, İhtiyati Haciz

T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

E:2010/12-22
K:2010/60
T:10.02.2010

İCRA KEFALETİ
İLAMLI TAKİP
İHTİYATİ HACİZ

Özet
İcra dairesindeki kefaletler ilam hükmündedir. İhtiyati haciz sırasında verilen icra kefaleti geçerlidir. Ancak takip kesinleşmeden icra kefiline icra emri gönderilemez.

2004 s. Yasa m. 38

Taraflar arasında şikayet davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 8. İcra Hukuk Mahkemesince şikayetin kabulüne, davacıya gönderilen icra emrinin iptaline dair verilen 08.07.2008 gün ve 2008/480-705 sayılı kararın incelenmesi karşı taraf/alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine,
Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 17.02.2009 gün ve 2008/22765-2009/3038 sayılı kararı ile onanmış; karşı taraf/alacaklı vekilinin karar düzeltme talebi üzerine 14.07.2009 gün ve 2009/8356-15844 sayılı ilamı ile; (…İİK. nun 38. maddesi gereğince icra dairesindeki kefaletler ilamların icrası hakkındaki hükümlere tabidir. Ayrıca ihtiyati haciz sırasında verilen icra kefaleti de geçerli olup, asıl borçlu hakkında takip iptal edilmediği sürece kefaletin geçerliliği devam eder. Ancak, usulüne uygun icra kefaleti olsa dahi, hakkında takip yapılan borçlu yönünden takip kesinleşmedikçe icra kefiline icra emri çıkarılamayacağı gibi, borç miktarının kesinleşmemesi halinde takibin devamı da mümkün değildir.
Somut olayda icra takibinin borçluların B.U.M. ve İnş. Tic. Ltd. Şti., A. K. ve B. K. olduğu, Borçlu şirkete örnek 7 numaralı ödeme emrinin 07.03.2008 tarihinde tebliğ edildiği, adı geçenin itiraz etmemesi nedeniyle hakkındaki takibin kesinleştiği anlaşılmıştır. İhtiyati haciz kararına dayalı olarak icra müdürlüğünce 02.04.2008 tarihinde yapılan haciz işlemi sırasında şikayetçi S.K.’m dosya borcuna icra kefili olduğu, ancak kefaletini herhangi bir borçluya hasretmediği görülmüştür. Bu nedenle icra kefaletinin bütün borçlular yönünden olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda asıl borçlulardan B.U.M. ve İnş. Tic. Ltd. Şti. yönünden takip kesinleştikten sonra icra kefili S.K.’a icra emri tebliğ edilmesinde yasaya aykırılık yoktur.
O halde mahkemece şikayetin reddi yerine yazılı gerekçe ile icra emrinin iptali yönünde hüküm tesisi isabetsiz olup, kararın bu nedenle bozulması gerekirken onandığı anlaşıldığından alacaklı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
İstek, icra müdürlüğü işlemini şikayete ilişkindir.
Şikayetçi/icra kefilinin şikayeti iki noktaya dayanmaktadır. İlki, icra kefili olan şikayetçinin, 02.04.2008 tarihli haciz sırasında kabul ettiği kefaletin, haciz tehdidi altında verildiğinden geçersizliği nedeniyle takibin iptali; ikincisi ise icra kefili şikayetçiye tebliğ olunan icra emrinin, icra müdürlüğünün mührü, imzası, kaşesi ve düzenlendiği tarihi taşımaması nedeniyle, kanuna aykırı olduğundan iptalidir.
Şikayet dilekçesinde ayrıca icra emrinin usulsüz tebliğ edildiği şikayete konu edilmişse de yargılama aşamasında vekili imzalı beyanı ile tebligatın usulsüzlüğü yönünden şikayetleri olmadığını bildirmiştir.
Karşı taraf/alacaklı banka, şikayetin yerinde olmadığını, icra emrinin yasal unsurları taşıdığını, icra kefaletinin de geçerli olduğunu ifadeyle şikayetin reddini savunmuştur.
Mahkemece, icra kefili/şikayetçinin borçlulardan A. yönünden kefil olduğu, bu borçlunun hakkında takip kesinleşmediğinden 02.04.2008 tarihli kefaletin geçerli olamayacağı, gerekçesiyle şikayeti kabulüne, icra emrinin iptaline karar verilmiştir.

Karşı taraf/alacaklı banka vekilinin temyizi üzerine Yüksek Özel Daire kararı önce onamış, aynı tarafın karar düzeltme istemi üzerine de; icra kefilliğinin sadece tek borçlu için değil, her üç borçlu için söz konusu olduğu, borçlulardan şirket yönünden takibin kefaletten önce kesinleştiği, sonuçta icra emrinin geçerli olup, şikayetin reddi gerektiği, gerekçesiyle hükmün oybirliği ile bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece, önceki kararda direnilmiş; hükmü temyize karşı taraf/alacaklı/banka vekili getirmiştir.

Borçlulardan gerçek kişiler hakkındaki takibin kesinleşmediği, şirket hakkındaki takibin ise kefaletten önce kesinleştiği, şikayetçinin 02.04.2008 tarihli haciz tutanağına geçen imzalı beyanı ile icra kefili olduğu, noktalarında uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Uyuşmazlık; icra kefili/şikayetçinin, tüm borçluların borcuna mı yoksa kardeşi Ahmet’in borcuna mı icra kefaleti verdiği; varılacak sonuca göre bu kefaletin geçerli olup olmadığı; bu kefalete dayanılarak icra emri tebliğ edilmesinin yerindeliği ve varılacak sonuca göre de mahkemece icra emrinin iptaline hükmedilmiş olmasına göre icra emrinin şekline yönelik bir değerlendirmenin kararda yer alıp almadığı, noktasında toplanmaktadır.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun İlam Mahiyetini Haiz Belgeler başlıklı 38. maddesinde;

Mahkeme huzurunda yapılan sulhlar, kabuller ve para borcu ikrarını havi re’sen tanzim edilen noter senetleri, istinaf ve temyiz kefaletnameleri ile icra dairesindeki kefaletler, ilamların icrası hakkındaki hükümlere tabidir. Bu maddedeki icra kefaletleri müteselsil kefalet hükmündedir.

Hükmü yer almaktadır.

Buna göre, icra dairesindeki kefaletler, müteselsil kefalet hükmünde olup; ilamların icrası hakkındaki hükme tabidir. İhtiyati haciz sırasındaki kefalet de geçerli olup asıl borçlu hakkındaki takip iptal edilmedikçe icra kefili müteselsilen sorumludur.

Anılan hükmün amacı, icra takibine konu edilen ve anında ödenemeyen bir borcun üçüncü kişi/icra kefili tarafından ödenmesini sağlamaktır.

İcra kefaletinin şekli hakkında ise, İcra ve İflas Kanunu’nda özel bir hüküm bulunmadığından kefalete ilişkin 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 483 ve takip eden maddeleri hükümlerinin gözetilmesi gerekir. Bu hükümlere göre de kefaletin yazılı şekilde olması ve kefalet taahhüdünün altında kefilin imzasının bulunması yeterlidir.

Diğer taraftan, icra kefiline karşı, ilam niteliğindeki icra kefaletine dayanılarak ayrı bir ilamlı icra takibi yapılabileceği gibi; bu takibin, icra kefiline karşı icra kefaletinin verildiği asıl takip dosyası üzerinden yürütülmesi de mümkündür.

İcra kefaletinin ilamlı takibe konu olabilmesi ve icra emri çıkarılabilmesi için bu kefaletin usulüne uygun olması yeterli olmayıp, hakkında takip yapılan ve borcuna kefil olunan borçlu yürütülecek takibin kesinleşen bir miktar için başlatılıp devam etmesi zorunludur.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde:

Alacaklı banka tarafından borçlular B.U.M. Ltd. Şti. ile B. K. ve A. K aleyhine 26.02.2008 günlü ihtiyati haciz kararı alınmış; aynı tarihte borçlular aleyhine ilamsız takip talebinde de bulunulmuştur. Takip talebi borçlular A. ve B.K’a tebliğ edilememiştir. Diğer borçlu ise Tebligat Kanununun 21. maddesine göre tebliğ edilmiş: itiraz edilmemekle takip bu borçlu hakkında kefaletten önce kesinleşmiştir.

Alacaklı bankanın istemi üzerine icra müdürlüğünce 02.04.2008 tarihinde borçlular B.U.M. Ltd. Şti. ile B. K. ve A. K.’m adresleri Ragıp Tüzün Caddesi 31/5-6 Yenimahalle adresinde 75.868,05 borç için haciz yapılmıştır. Yapılan bu hacizde adreste bulunan İ.S. söz alarak, borçlu şirketin kendilerinden önceki şirkete ait olduğunu; burasının kendisine ait olup, borçlu şirketle ilgisinin olmadığından, buradan hareketle diğer adres Yunus Emre Mahallesi Özgen Sokak 4/4 Yenimahalle adresine gidildiği; bu adreste A. K.’ın oğlu Z. K. ve A. K.’ın ağabeyi S. K. (şikayetçi) hazır olup, 20.03.2008 tarihinde haczedilen malların görüldüğü, tutanağa geçirilmiştir.

02.02.2008 tarihli bu haciz tutanağına göre:

Şikayetçi/S. K.’m söz alarak; Dosya borcuna kefil olmak istiyorum, icra kefilliğinin sorumluluklarını biliyor ve kabul ediyorum şeklinde beyanda bulunmuş; kendisine icra kefilliğinin sorumluluklarının ihtar edildiği ve kabul ettiği tutanağa yazılmıştır. Adı geçenin T.C kimlik numarası ile adresi tutanağa geçirilmiş; tutanağın altı alacaklı temsilcisi, icra müdür yardımcısı ve şikayetçi/icra kefili Selahattin K. tarafından imzalanmıştır.

Şu durumda, şikayetçi/icra kefilinin dosya borcuna icra kefili olduğu, borçlulardan sadece birisine kefil olduğu konusunda herhangi bir belirlemede bulunmadığı, belirgindir.

Ayrıca, haciz tutanağında borçluların B.U.M. Ve İnş.Tic. Ltd. Şti. ile A. K. ve B. K. olduğu ve kefil olunan dosya borcu miktarı açıkça gösterilmiş; icra kefili herhangi bir borçluyu dile getirmeksizin dosya borcuna kefil olduğunu açıkça beyan etmekle icra müdürlüğünce icra kefilliğinin sorumlulukları ihtar edilmiş, icra kefili bunu kabulle haciz zaptını imzalamıştır.

Durum bu olunca, icra kefaleti tüm dosya borcuna yönelik olup; bu kefaletin borçlulardan sadece A. için verildiğini kabule olanak bulunmamaktadır. Diğer borçlulardan şirket hakkında takip kefaletten önce kesinleşmiş olmasına göre, icra müdürlüğünün icra kefiline icra emri tebliğine ilişkin işlemi usul ve yasaya uygundur. Mahkemece, bu yöne ilişkin şikayetin reddi gerekirken, kabule karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.

Öte yandan, mahkemece hüküm fıkrasında şikayetçinin her iki talebini de kapsar biçimde şikayetin kabulü ile icra emrinin iptaline karar verilmişse de, şikayetçi/icra kefilinin icra müdürlüğünün mührünü, imzasını, kaşesini ve düzenleme tarihini taşımayan icra emrinin iptali isteminin neden kabul edildiği konusunda karar gerekçesinde herhangi bir değerlendirmeye yer verilmemiş olması da usul ve yasaya uygun bulunmamış; bu yönde de ayrıca bozmayı gerektirmiştir.

Açıklanan nedenlerle usul ve yasaya aykırı bulunan direnme kararının bozulması gerekir.

Sonuç: Karşı taraf/alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K. nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 10.02.2010 gününde, oybirliği ile karar verilmiştir.

Tüketici Kredisi Nedeniyle İcra Takibi

T.C.
YARGITAY
13. Hukuk Dairesi

E:2009/10613
K:2010/2575
T:03.03.2010

Tüketici Kredisi
Muacceliyet

Özet
Muacceliyet şartının gerçekleşmesi için bunun sözleşmede kararlaştırılmış olması, tüketicinin birbirini izleyen en az iki taksiti ödememesi ve en az bir hafta süre verilerek muacceliyet uyarısında bulunulması gerekir.

4077 s. Yasa m. 10

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı M.Ercan tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
Davacı, tüketici kredi sözleşmesi borçlusu olan davalıların ihtara rağmen borçlarını ödemediklerini, yapılan icra takibine de itiraz ettiklerini ileri sürerek itirazın iptali ile inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, davalı kefiller yönünden davanın reddine, asıl borçlu davalı hakkında davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafça temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Davacı banka, tüketici kredisi borçlusu olan davalının borcunu ödemediğini ileri sürerek muaccel olan alacağın tamamı için icra takibinde bulunmuştur. 4822 sayılı Kanun’la değişik, 4077 sayılı Kanun’un 10. maddesi gereği, muacceliyet şartının gerçekleşmesi için bunun sözleşmede kararlaştırılmış olması, tüketicinin birbirini izleyen en az 2 taksidi ödememesi ve en az 1 hafta süre verilerek muacceliyet uyarısında bulunulması gerekmektedir. Sözleşmenin 7. maddesinde muacceliyet hakkı düzenlenmiş, davalının üst üste 2 taksitten fazlasını ödemediği belirlenmiş ise de, 17.09.2008 tarihli ihtarnamede borcun tamamının istendiği anlaşılmaktadır. Bu halde muacceliyet şartı gerçekleşmemiştir. Ancak icra takibi 10.10.2008 tarihinde yapılmış olup, davacı bankanın bu tarihe kadar ödenmeyen taksitlerini talep etme hakkı vardır. Dosya içeriğinden davalının 07.07.2008 tarihinden sonra ödemede bulunmadığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca mahkemece taraflardan bu konuya ilişkin delilleri sorulup, davalının takip tarihine kadar ödemediği taksitlerin belirlenerek bu miktar üzerinden itirazın iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz eden davalının sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerden dolayı mahkeme kararının davalı yararına (BOZULMASINA), 03.03.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Zamanaşımına Uğrayan Bono İcra Takibi, Yazılı Delil Başlangıcı, Alacaklının Hakları

T.C.
YARGITAY
3. Hukuk Dairesi

E:2010/1655
K:2010/5088
T:25.03.2010

ZAMANAŞIMINA UĞRAYAN BONO
YAZILI DELİL BAŞLANGICI
ALACAKLININ HAKLARI

Özet
Ticaret Kanunu hükümlerine göre zamanaşımına uğramış bir bonoda yazılı olan alacak, temel ilişkiye dayanılarak genel hükümlere göre istenebilir.
Ticaret Kununu yönünden zamanaşımına uğramış bir bono yazılı delil başlangıcı niteliğindedir. O halde; temel ilişkiye dayanılarak açılan alacak davasında borç sebebinin kanıtlanması için tanık dinletilebilir.

Dava dilekçesinde 1.575,00 TL. asıl alacak ve 7.202,45 TL. faiz için itirazın iptali, inkar tazminatının masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir
YARGITAY KARARI
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Davacı vekili; davalı borçlunun müvekkiline olan borcundan dolayı icra takibi başlatıldığı; borçlunun itirazında takibe konu senetteki imzasının reddetmediğini, borcunu ödediğine dair herhangi bir delil veya belge ibraz etmediğini; zamanaşımı itirazının yerinde olmadığını, bu sebeple itirazın iptalini, davalının %40’tan aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir
Davalı vekili; senedin ihtiva ettiği borcun kendisine ait olmadığı gibi, TTK’nın 661. maddesi gereğince davanın reddine karar verilmesini beyan etmiştir
Mahkemece, senedin 30.04.1999 vadeli olup; üzerinden 3 yıldan fazla sürenin geçtiği böylelikle zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir
Türk Ticaret Kanunu’nun 661. maddesi uyarınca zamanaşımına uğramış bir bonoda yazılı alacak, genel hükümlere göre ve temel ilişkiye dayanılmak suretiyle talep edilebilir. O ilişkiden doğan bir alacağın bulunduğu ve alacak miktarını kanıtlama yükümlülüğü de davacı tarafa aittir. Hukuk Genel Kurulunun 04.04.2007 gün ve 2007/13-153 Esas, 2007/183 ve 2008/3-159- 2008/158 sayılı Kararında da benimsendiği gibi “Zamanaşımına uğrayan ve imzası inkar edilmeyen bono, temel borç ilişkisi bakımından yazılı delil başlangıcı niteliğindedir.”
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 292. maddesine göre, senetle ispatı gereken bir konuda yazılı delil başlangıcı mevcut ise, tanık dinlenmesi mümkündür.
Görülmekte olan davada, davacı zamanaşımına uğrayan bonoya dayalı olarak davalı hakkında genel haciz yoluyla icra takibi yapmış, ancak davalının itirazı üzerine takip durmuştur. İtirazın iptaline dair bu dava dilekçesinde temel ilişkiden bahsetmemiş ise de ıslah dilekçesi vererek araç satışı karşılığı bu senedin alındığını, bildirerek temel ilişki konusunda tanıkların dinlenmesi talebinde bulunmuştur.
Bu durumda takip dayanağı zamanaşımına uğramış bono, temel ilişki yönünden yazılı delil başlangıcı niteliğinde olup, davacı tarafın buna dayalı olarak tanık dinletme hakkı bulunmaktadır. O nedenle genel hükümlere göre davacı tanığı dinlenerek sonucuna göre karar vermek gerekirken, yanılgılı gerekçe ile davanın reddi doğru görülmemiştir,
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazlar ı bu nedenle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 25.03.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İşe İade Davasından Doğan Alacaklar, İcra İnkar Tazminatı

T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

E:2010/9-418
K:2010/505
T:13.10.2010

İŞE İADE DAVASINDAN DOĞAN ALACAKLAR
İCRA İNKAR TAZMİNATI

Özet
Davacı işçinin iş akdinin feshedildiği tarihte aldığı ücret taraflar arasında ihtilaflı değildir. Bu durumda, söz konusu ücrete göre hesaplanan dört aylık ücret ve işe başlatmama tazminatına icra inkar tazminatı verilmelidir. Hesaba esas ücret bilindiğine göre alacağın likit olduğu kabul edilmelidir.

Taraflar arasındaki “boşta geçen süre ve işe başlatmama alacağına” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bakırköy 7.İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 01.09.2008 gün ve 2007/1044 E-2008/320 K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesi’nin 22.10.2009 gün ve 2008/39032-28228 sayılı ilamı ile;
(1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının temyiz itirazları yerinde değildir.
2-İşçilik alacaklarıyla ilgili olarak yapılmış olan icra takibine itiraz üzerine açılan itirazın iptali davasında yargılama ve icra inkar tazminatına karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Genel haciz yoluyla ilamsız icra takiplerinde borçlunun itirazı üzerine takip durur ve alacaklının takibin devamını sağlamaya yarayan imkanlarından biri İcra İflas Kanunu’nun 67. maddesinde öngörülen itirazın iptali davasıdır.
İtirazın iptali davası, takip alacaklısı tarafından itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılır, icra takibinde yer alan ve borçlu tarafından itiraza uğrayan kısım davanın konusunu oluşturur. Borcun tamamına ya da bir kısmına itiraz hallerinde olduğu gibi imzaya itiraz ile faize itiraz edilmesi durumunda da itirazın iptali davası açılabilir.
İcra İflas Kanunu’nun 68 ve 68 (a) maddelerinde sözü edilen belgelerden birine sahip olmayan alacaklı, itirazın giderilmesini sağlayabilmek için yalnız itirazın iptali yoluna başvurabilir.
Borçlu ödeme emrine itiraz etmemiş ya da itiraz geçerli değilse alacaklının itirazın iptali davası açmasında hukuki yarar yoktur. Borçlu ödeme emrine itiraz etmemiş ya da itiraz geçerli değilse alacaklının itirazın iptali davası açmasında hukuki yarar yoktur.
Ödeme emrine itiraz yasal süresi içinde değilse, takip durmadığından itirazın iptali davası açılması da mümkün değildir. Bu yöndeki dava şartı mahkemece re’sen araştırılmalıdır.
İtirazın iptali davası süreye tabidir. Alacaklı itirazın kendisine tebliğinden itibaren bir yıl içinde davayı açabilir.
İcra takibi konusu alacak (davası) iş mahkemesinin görevine girmekte ise, itirazın iptali davası da iş mahkemesinde açılır (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku, İstanbul Kasım 2004, s. 223.). Buna göre davada 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunun 7. maddesi uyarınca sözlü yargılama usulü uygulanır.
İtirazın iptali davasında, işçilik alacaklarıyla ilgili olarak tahsil hükmü kurulması mümkün olmaz. Yargılama sonunda icra takibine itirazın kıdeme ya da tamamen iptali ile takibin devamına ya da davanın reddine dair karar verilmelidir.
İtirazın iptali davasında dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması mümkün olup, arttırılan kısım yönünden tahsil davası olarak hüküm kurulmalıdır. Davaya konu miktarın ıslah yoluyla arttırılması itirazın iptali davasının niteliğini değiştirmez ve tamamını tahsil davasına dönüştürmez.
İtirazın iptali davasında borçlunun haksızlığına karar verilmesi halinde ve alacaklının talep etmiş olması şartıyla, borç miktarının Yasada gösterilen orandan az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına hükmedilir. İcra inkar tazminatına karar verilebilmesi için alacağın belirli ya da belirlenebilir olması gerekir. Özellikle, işçinin kıdemi, ücreti gibi hesap unsurları, işverence bilinen ya da belirlenebilecek hususlardır. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 8 ve 28. maddelerinin işverene bu gibi konularda belge düzenleme yükümü yüklediği de gözden uzak tutulmamalıdır. Ancak, hak tartışmalı ise icra inkar tazminatına hükmedilemez.
Borçlu belirli bir alacak için yapılan icra takibinde borcun bir kısmına itiraz etmek istediğinde, itiraz ettiği kısmı açıkça göstermek zorundadır. Borçlu buna uymaz ve borcun tamamına itiraz ederse, itirazın iptali davası sonucunda borçlu olduğu miktar bakımından icra inkar tazminatı ödemekle yükümlüdür (Yargıtay 9.HD. 4.4.2008 gün 2007/ 14360 E, 2008/ 7511 K.).
Alacağın likit olması şartıyla, itirazın iptali davası sonunda borçlunun itirazının kısmen kabulü halinde dahi, kabul edilen kısım bakımından icra inkar tazminatına hükmedilmelidir.
İcra inkar tazminatı, asıl alacak bakımından söze konu olur. İşlemiş faiz isteği yönünden icra inkar tazminatına hükmedilmesi mümkün değildir.
İcra takibinde işlemiş faiz için de takip tarihinden itibaren faiz talep edilmiş olması durumunda, itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesi, faize faiz yürütülmesi anlamına gelir ki, Borçlar Kanunun 104/son ve 3095 sayılı yasanın 3. maddesi uyarınca faize faiz yürütülmesi mümkün olmaz. Bu halde, asıl alacak bakımından takip tarihinden itibaren faiz yürütülmesine karar verilmek suretiyle, faize faiz yürütülmeyecek şekilde hüküm kurulmalıdır.
Somut olayda davacı işçi işe başlatılmaması nedeniyle iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği tarihteki ücreti üzerinden boşta geçen dört aylık ücret ile dört aylık işe başlatmama tazminatını talep etmiştir. Davacının iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği tarihte aldığı ücret taraflar arasında ihtilaflı değildir. Kaldı ki davalı tarafça bilirkişi tarafından yapılan hesaplamaya da açıkça itiraz edilmemiştir. Davacının talep ettiği alacak likit olup davalı tarafça da bilindiğinden mahkemece davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekir. Dairemizin 15/09/2009 tarih 2008/40178 Esas 2009/22974 Karar, 2008/40181 Esas 2009/22976 Karar, sayılı emsal karanda bu yöndedir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davacı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK’un 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 13.10.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

Açığa Atılan İmza, Boş Senet İcra Takibi

T.C.
YARGITAY
19. Hukuk Dairesi

E:2011/6911
K:2011/8369
T:22.06.2011

İŞE GİRERKEN TEMİNAT OLARAK VERİLEN SENET
DAVAYA KONU SENETTE AÇIĞA ATILAN İMZA

Özet
Davalı hakkında dava konusu senetle ilgili olarak “Açığa Atılı İmzanın Kötüye Kullanılması” suçundan dava açıldığı ve ceza davasının halen derdest olduğu dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. BK’nın 53. Maddesi uyarınca maddi vakıayı saptayan ceza mahkemesi kararlarının hukuk hakimini bağlayacağı gözetilerek anılan ceza davasının sonucu beklenerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

Davacı, dava dışı K. A.Ş’de girerken boş teminat senedi imzalayıp verdiğini kendisinin iş akdini feshetmesine rağmen bononun iade edilmediğini, senedi ele geçiren davalının senede dayalı olarak icra takibi yaptığını ileri sürerek 23.05.2005 vade tarihli 46.000.000 TL bedelli senetten dolayı davalıya borçlu olunmadığının tespitine, takibin iptaline, % 40 tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının senedin bedelsiz olduğu ve teminat olarak verildiği iddiasını yazılı delille kanıtlaması gerektiğini, Kadıköy 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2009/957 esas sayılı dosyasında davaya konu senette açığa atılmış bulunan davacı imzasının kötüye kullanıldığı gerekçesiyle müvekkili hakkında açılan ceza davasının görüldüğünü, bu davanın sonucunun bekletici mesele yapılması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan delillere göre, davacının davaya konu bonoyu dava dışı K. A.Ş.’ye işe girerken teminat amacıyla verdiği, işten çıkarıldığında bononun davacıya iade edilmediği, davalının aldığı senede karşılık davacıya borç para verdiğine ilişkin delil ibraz edemediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacının davalıya senetten dolayı borçlu olmadığının tespitine, davacının % 40 kötü niyet tazminatı talebinin ise reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Davalı hakkında dava konusu senetle ilgili olarak “açığa Atılı İmzanın Kötüye Kullanılması” suçundan dava açıldığı ve ceza davasının halen derdest olduğu dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. BK’nın 53. Maddesi uyarınca maddi vakıayı saptayan Ceza Mahkemesi kararlarının hukuk hakimini bağlayacağı gözetilerek anılan ceza davasının sonucu beklenerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün taraflar yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre öteki yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde iadesine, 22.06.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.