ankara avukat

Haciz Kararlı Araç

Haciz Kararlı Araç

Soru;

Yaklaşık 2 yıl önce ikinci el bir araç satın almıştım, aldıktan 1 sene sonra aracımı da satmak zorunda kalmıştım.  Aracı sattığım şahıs, ruhsatın sahibinden vekalet de almasına rağmen aylarca arabayı kendi üstüne kaydettirmemiş. Bu aracın ilk sahibi ise borçlu olduğundan dolayı ve araç da halen borçlu olan ilk sahibinin üzerinde kayıtlı olduğundan haciz kararı ile araca el koymuşlar. Aracı sattığım kişi de sorumlu olarak beni görüyor ve parasını geri alabilmek için mahkemeye dava açtı ve davayı kaybettim. Temyize yaptığım başvurumdan olumlu bir sonuç çıkar mı?

Cevap;

Araç devir teslim işlerinde ve diğer bütün belgelerde noterden onaylı işlemler yapılması gerekir. Eğer siz üstünüze düşüne görevi yerine getirdiyseniz herhangi bir sorun yaşanmayacaktır. Noter onaylı şekilde işlemleri yapmadıysanız dahi, aracın sahibi olduğunu kanıtlamanız da bir delil olarak görülecektir. Ayrıca, davayı açan kişi sizden değil, aracın ilk sahibinden davacı olmalıydı, bence mahkemenin kararı yanlış bir karar olmuş. bu konu hakkında uzman bir Avukat ile görüşüp bilgi alırsanız daha sağlıklı olacağını düşünüyorum.

arac

İcra Takibi İstihkak Davası

T.C.
YARGITAY
21. Hukuk Dairesi

E:2008/19610
K:2010/299
T:21.01.2010

İSTİHKAK DAVASI

Özet
Haciz adresinin ve hacizli malların borçluya ait olduğu kanıtlanamadığından; 3. kişi tarafından açılan davanın kabulü gerekir.

Yukarıda tarih ve numarası yazılı kararın temyizen tetkiki davacı (3.Kişi) vekili tarafından istenmiş, mahkemece ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar verilmiştir. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
KARAR
Uyuşmazlık 3. kişinin İİK’in 96 ve devamı maddelerine dayalı istihkak davasına ilişkindir.
Davacı 3. kişi, borçludan 11.3.2008 tarihinde boşandığını bildirerek borçlunun borcu dolayısıyla ev eşyaları üzerine konulan haczin kaldırılmasını istemiştir.
Dava konusu ev eşyaları 3. kişi durumundaki davacıya ait ev adresinde 1.4.2008 tarihinde haczedilmiş, davacı 3. kişinin istihkak iddiasına alacaklı vekilince karşı çıkılmıştır. Borçlunun takip dayanağı bonodaki adresi İstasyon Caddesi … Yeşilköy adresidir. Borçluya ödeme emri 8.4.2008 tarihinde icra dairesinde tebliğ edilmiş, borçlu lehine olan sürelerden feragat ederek takibi kesinleştirmiş ve adres olarak mahkemenin kabulünün aksine takip adresi olan İstasyon Caddesi No: … Yeşilköy adresini bildirmiştir. Haciz ise Ürgüplü Caddesi Kuşkonmaz SK. … Yeşilyurt adresinde davacının huzuru ile gerçekleşmiştir. Haczin uygulandığı adres takip yada ödeme emri tebliğ adresi olmayıp, borçlu hacizde de hazır olmadığından, borçlunun haciz adresi ile ilgisi saptanamamaktadır. Bu durumda İİK’in 97/a maddesinde öngörülen karine davacı yararına olup, haciz adresinin ve hacizli malların borçlu ile ilgisinin davalı alacaklı tarafından kanıtlanması gerekir. Davanın 3. kişi tarafından açılmış olması ispat yükünün yer değiştirmesine neden olmaz.
Davalı alacaklı tarafından haciz adresinin ve hacizli malların borçluya ait olduğuna ilişkin herhangi bir kanıt ileri sürülmemiştir. Aksine ispat yükü kendisinde olmamasına rağmen davacı 3. kişi tarafından, haciz adresinin çalıştığı firma yetkilisi tarafından kiralandığına ilişkin 1.6.2007 tarihli kira sözleşmesi sunulmuş, bu sözleşmede davacının müteselsil kefil olarak imzasının bulunduğu görülmüş, yine hacizli malların bir kısmına uygunluk arzeden ve çalıştığı firma adına düzenlenen 20.7.2007 tarihli fatura sunulmuşmr.Anılan sebeplerle haciz adresinin ve hacizli malların borçluya ait olduğu-kanıtlanmadığından 3. kişi tarafından açılan davanın kabulü yerine reddi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
O halde, davacı 3. kişinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacı (3. kişiye) iadesine, 21.1.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Açığa Atılan İmza, Boş Senet İcra Takibi

T.C.
YARGITAY
19. Hukuk Dairesi

E:2011/6911
K:2011/8369
T:22.06.2011

İŞE GİRERKEN TEMİNAT OLARAK VERİLEN SENET
DAVAYA KONU SENETTE AÇIĞA ATILAN İMZA

Özet
Davalı hakkında dava konusu senetle ilgili olarak “Açığa Atılı İmzanın Kötüye Kullanılması” suçundan dava açıldığı ve ceza davasının halen derdest olduğu dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. BK’nın 53. Maddesi uyarınca maddi vakıayı saptayan ceza mahkemesi kararlarının hukuk hakimini bağlayacağı gözetilerek anılan ceza davasının sonucu beklenerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

Davacı, dava dışı K. A.Ş’de girerken boş teminat senedi imzalayıp verdiğini kendisinin iş akdini feshetmesine rağmen bononun iade edilmediğini, senedi ele geçiren davalının senede dayalı olarak icra takibi yaptığını ileri sürerek 23.05.2005 vade tarihli 46.000.000 TL bedelli senetten dolayı davalıya borçlu olunmadığının tespitine, takibin iptaline, % 40 tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının senedin bedelsiz olduğu ve teminat olarak verildiği iddiasını yazılı delille kanıtlaması gerektiğini, Kadıköy 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2009/957 esas sayılı dosyasında davaya konu senette açığa atılmış bulunan davacı imzasının kötüye kullanıldığı gerekçesiyle müvekkili hakkında açılan ceza davasının görüldüğünü, bu davanın sonucunun bekletici mesele yapılması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan delillere göre, davacının davaya konu bonoyu dava dışı K. A.Ş.’ye işe girerken teminat amacıyla verdiği, işten çıkarıldığında bononun davacıya iade edilmediği, davalının aldığı senede karşılık davacıya borç para verdiğine ilişkin delil ibraz edemediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacının davalıya senetten dolayı borçlu olmadığının tespitine, davacının % 40 kötü niyet tazminatı talebinin ise reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Davalı hakkında dava konusu senetle ilgili olarak “açığa Atılı İmzanın Kötüye Kullanılması” suçundan dava açıldığı ve ceza davasının halen derdest olduğu dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. BK’nın 53. Maddesi uyarınca maddi vakıayı saptayan Ceza Mahkemesi kararlarının hukuk hakimini bağlayacağı gözetilerek anılan ceza davasının sonucu beklenerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün taraflar yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre öteki yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde iadesine, 22.06.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kira Alacağı Nedeniyle İcra Takibi , Borca İtiraz , Zamanaşımı

T.C.
YARGITAY
6. Hukuk Dairesi

E:2012/4241
K:2012/6067
T:17.04.2012

Kira Alacağı Nedeniyle Takip
Borca İtiraz
İtirazın İptali Davası
Zamanaşımı
Zamanaşımının Kesilmesi

Özet
Borçlar Kanunu’nun 133/2. maddesi hükmü gereğince, alacaklının borçlu aleyhine icra takibine başlaması işleyen zamanaşımını kesen bir nedendir. Her ne kadar icra takibinde ödeme emri borçluya tebliğ edilmemiş ise de, İİK’nın 58. maddesi uyarınca icra memuruna yazılı veya sözlü takip talebinde bulunulması zamanaşımının kesilmesi için yeterlidir.

2004 s. Yasa m. 58
818 s. Yasa m. 126,133/2

Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan itirazın iptali davasına dair karar, davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği görüşülüp düşünüldü.
Uyuşmazlık, kira parasının tahsili amacıyla yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece alacağın zamanaşımına uğraması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi üzerine, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İcra takibinde ve davada dayanılan, hükme esas alınan 02.01.2003 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşmede kira paralarının her ay peşin ödeneceği kararlaştırılmıştır. Bu şart geçerli olup tarafları bağlar. Davacı anılan kira sözleşmesine dayanarak davalı hakkında 09.04.2010 tarihinde Ocak 2003-Ocak 2005 arası kira parasının tahsili için Kocaeli Dördüncü İcra Müdürlüğü’nün 2010/5886 sayılı dosyası ile icra takibi yapmış, takibe yasal süresi içinde itiraz eden davalı, kiralananı oniki ay süre ile işletmesine rağmenkendisinden yirmialtı aylık kira parasının istendiğini, borca bu nedenle itiraz ettiğini belirtmiştir. İtiraz üzerine açılan işbu itirazın iptali davasında da yasal süresi içinde zamanaşımı definde bulunmuştur. Mahkemece, takip konusu yapılan Ocak 2005 kirasının muaccel olduğu tarihten takip tarihine kadar beş yılı aşkın süre geçmesi nedeniyle Borçlar Kanunu’nun 126/1. maddesi hükmü gereğince zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş ise de, davacı tarafından davada dayanılan icra takibinden önce 06.07.2007 tarihinde Kocaeli Birinci İcra Müdürlüğü’nün 2007/4803 sayılı dosyası ile yine aynı alacak nedeniyle davalı hakkında icra takibi yapılmıştır. Borçlar Kanunu’nun 133/2. maddesi hükmü gereğince alacaklının borçlu aleyhine icra takibine başlaması işleyen zamanaşımını kesen bir nedendir. Her ne kadar anılan icra takibinde ödeme emri davalıya tebliğ edilememiş ise de, yasada düzenlenen icra takibi İcra ve İflas Kanunu’nun 58. maddesi uyarınca icra memuruna yazılı ya da sözlü yapılacak takip isteğidir. Alacaklının takip talebi ile icra memuruna başvurması, zamanaşımının kesilmesi için yeterlidir. Bu bakımdan ödeme emrinin borçluya tebliğ edilememesi ya da hacze başlanmaması zamanaşımının kesilmesine engel değildir. Zamanaşımının kesilmesi halinde daha önce işleyen zamanaşımı süresi silinmiş ve yeni bir zamanaşımı süresi başlamış olur. Bu durumda davacının daha önce yapmış olduğu icra takibi nedeniyle zamanaşımı süresi kesilmiş ve son davaya ilişkin takip tarihi itibariyle yeniden başlayan zamanaşımı süresi henüz dolmamış olduğundan mahkemece işin esasının incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK’ya 6217 sayılı Kanun’la eklenen geçici 3. madde hükmü gözetilerek HUMK’nın 428. maddesi uyarınca hükmün (BOZULMASINA), istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 17.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.