ankarada avukat

Menfi Tespit Davası

T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

E:2009/18-364
K:2009/428
T:14.10.2009

MENFİ TESPİT

Taraflar arasındaki “Menfi Tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 13. Hukuk Mahkemesince asıl ve birleşen davalann kabulüne dair verilen 22.5.2008 gün ve 419-186 sayılı karann incelenmesi taraf vekillerince istenilmesi üzerine, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 20.1.2009 gün ve 2008/10288-2009/292 sayılı ilamı ile; (…Dosyadaki yazılara, karann dayandığı kanıtlarla yasal gerektirici nedenlere ve özellikle kanıtların takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre sair temyiz itirazlan yerinde değildir. Ancak;
1- Davacılar vekili esas davanın dava dilekçesinde davalı idarece istenen 50.746,29 TL borcun 6.000 TL’sinden davacılardan Doğukan Taha Tayfur’un, 19.000 TL’sinden de davacılardan Ünal Kaya’nın sorumlu olmadıklannın, 17.04.2008 günlü ıslah dilekçesiyle de davacılardan Doğukan Taha Tayfur’un istenen borcun 8.390,31 TL’sinden diğer davacı Ünal Kaya’nın ise 20.035 TL’sinden sorumlu olmadığının tespitini istemiş, hükme esas alınan bilirkişi raporunda da davacılardan Doğukan Taha Tayfur’un istenen 50.746,29 TL borcun 8.390,31 TL’sinden sorumlu olmadığı tespit edilmiştir. Bu durumda mahkemece, davacılardan Doğukan Taha Tayfur’un istenen 50.746,29 TL borcun istem gibi 8.390,31 TL’sinden sorumlu olmadığının tespitine karar vermek gerekirken maddi hata sonucu 8.309,29 TL’sinden sorumlu olmadığının tespitine karar verilmesi,
2- Birleşen dava dosyasında davacı vekili, davacı Saffet Tayfur’un davalı idarece istenen 50.746,29 TL borcun tamamından sorumlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiş, mahkemece de davanın kabulüne karar verilmiştir. Bu durum karşısında, birleşen dava dosyasının davacısı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davacı yararına kabul edilen miktar üzerinden nisbi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu tarife üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davacılar vekili ile davalı Milli Savunma Bakanlığı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Asıl ve birleşen davalar, menfi tespit istemine ilişkindir.
Ana davada davacılar vekili tarafından, yüklenme senedinin düzenlendiği tarihte reşit olmayan ve fakat dava tarihi itibariyle reşit bulunan askeri okul öğrencisi/davacı Doğukan Taha Tayfur ile kefili/davacı Ünal Kaya’nın, öğrencinin okuldan ayrılması nedeniyle sorumlu olmadıkları öğrenim giderlerinin kısmen tespiti talep edilmiş; birleşen davada ise, yüklenme senedini öğrenciye velayeten imzalayan davacı Saffet Tayfur’un, dava tarihi itibariyle öğrencinin reşit olması nedeniyle borcu bulunmadığı ileri sürülerek, davalı idarece istenen 50.746,29 TL borcun tamamından sorumlu olmadığının tespitine karar verilmesi istenilmiştir.
Mahkemenin, “asıl ve birleşen davaların kabulüne” ve özellikle “birleşen dava davacısı Saffet Tayfur’un 50.746,29 YTL den borçlu olmadığının tespiti ile bu davacı yararına 500,00 YTL maktu vekalet ücreti takdirine” dair verdiği ilk karar her iki taraf vekilince temyiz edilmiş; Özel Daire, metni yukarıda bulunan ilamıyla “sair temyiz itirazlarının yerinde olmadığını” vurguladıktan sonra, hükmü davacılar yararına bozmuş, bu bozma nedenine göre de, davalının temyiz itirazları reddedilmiştir.
1- Özel Dairece, davalı vekilinin temyiz itirazlarının yerinde görülmeyerek reddedildiği, davacının temyiz itirazları bakımından hükmün davacı yararına bozulduğu, anılan bozmaya karşı karar düzeltme yoluna gidilmediğinden hükmün davalı yönünden kesinleştiği; bu itibarla davalı tarafın direnme kararını temyize hakkı bulunmadığı anlaşıldığından, davalı vekilinin temyiz talebinin reddi gerekir.
2- Davacılar vekilinin temyizine gelince;
Yerel Mahkemece; “davacılardan Doğukan Taha Tayfur’un istem gibi 8.390,31 TL2 den sorumlu olmadığının tespitine karar verilmesi” gereğine değinen 1 numaralı bozma gerekçesine uyulmuş; “birleşen dava dosyasının davacısı Saffet Tayfur yararına kabul edilen miktar üzerinden nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu tarife üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesinin doğru olmadığına” işaret eden 2 numaralı bozma nedeni yönünden ise, “birleşen davada davaa Saffet Tayfur hakkında husumet yönünden borçsuzluğun tespitine karar verilmiş olması nedeniyle, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 7/2 maddesi uyarınca bu davacı yararına maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği” gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Görüldüğü üzere, bozma ilamının 2 numaralı bendinde yer alan bozma gerekçesi yönünden direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; birleşen menfi tespit davasının davacısı Saffet Tayfur yönünden davanın kabulüne karar verilmiş olması karşısında, anılan davaa yararına nispi vekalet ücretine mi yoksa maktu vekalet ücretine mi hükmedilmesi gerektiği noktasındadır.
Borçlu, kendisini ödemek zorunda olmadığı bir borç ile tehdit eden kişiye (alacaklıya) karşı, böyle bir borcu olmadığının tespiti için, ortada başlamış bir icra takibi yok iken menfi tespit davası açabilir (İ.İ.K m.72/1).
İcra takibinden önce menfi tespit davası açılabilmesi için, borçlunun, borçlu olmadığının tespit edilmesinde korunmaya değer bir hukuki yararının bulunması gerekir.
İcra ve İflas Hukukundaki menfi tespit davası (m.72), gerek maddi hukuk, gerek usul hukuku bakımından genel hükümlere tabi bir davadır.
Bu nedenle menfi tespit davasında yargılama usulü, genel hükümlere (HUMK hükümlerine) tabidir.
Menfi tespit davası, konusu belli bir değerle ilgili bulunduğundan, borçlunun borçlu olmadığını iddia ettiği miktar üzerinden nispi harç alınması gerekir.
Dava sonunda verilen kararın temyizi ve karar düzeltmesi, tamamen genel hükümlere (HUMK m.427) tabidir.
Menfi tespit davasının hükme bağlanması da genel hükümlere tabi olduğundan, davayı kaybeden tarafın yargılama giderlerine mahkûm edilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Bu noktada, vekâlet ücreti, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 423. maddesinin 6. bendinde agkça belirtildiği gibi bir yargılama gideridir. O nedenle, 29.05.1957 gün 4/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında yazılı olduğu şekilde yargılama giderlerinden olan avukatlık parası, diğer yargılama giderlerinde olduğu gibi mahkemece kendiliğinden hükme bağlanır.
Davada haklı çıkan taraf kendini vekil ile temsil ettirmiş ise kural olarak vekalet ücreti diğer yargılama giderleri gibi haksız çıkan taraftan alınarak haklı çıkan tarafa verilir (HUMK m.416, m.417). Burada önemli olan, tarafın haklı çıkıp çıkmamasıdır.
Söz konusu ana kuralın istisnalarına Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda yer verilmiş; yargılama giderlerinden olan avukatlık ücretinde sınırlandırmayı öngören haller ise Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde tahdidi olarak sayılmıştır.
Bu cümleden olarak, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin genel hükümler bölümünde yer alan 7. maddesinde, davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesi halinde, vekalet ücreti nispi tarifeye göre takdir edilmekle birlikte, bu nispi vekalet ücreti miktarının maktu vekalet ücretini geçemeyeceği, belirtilmiştir.
Görüldüğü gibi anılan maddede, husumet nedeniyle davanın reddi durumunda maktu vekalet ücretinin takdiri gerektiği öngörülmüş, husumet nedeniyle davanın kabulüne dair her hangi bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
Sonuç olarak; gerek maddi hukuk, gerekse usul hukuku bakımından genel hükümlere tabi bulunan ve özellikle konusu belli bir değerle ilgili bulunduğundan, borçlunun borçlu olmadığını iddia ettiği miktar üzerinden nispi harç alınan menfi tespit davasında, yargılama gideri olarak karşı tarafa yükletilecek vekalet ücretinin de nispi tarifeye göre belirlenmesi gerektiği, buna istisna getiren her hangi bir düzenlemenin bulunmadığı açıktır.
Somut olayda; icra tehdidi altında menfi tespit davasını açan birleşen davanın davacısı Saffet Tayfur’un menfi tespit talebinin kabulü ile, davalı idarece istenen 50.746,29 TL borcun tamamından sorumlu olmadığının tespitine karar verildiğine göre; Mahkemece davada haklı gkmış olan borçlu yararına, kabul edilen miktar üzerinden nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca; Yerel Mahkemece, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen ve aynı yöne işaret eden Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, davacı Saffet Tayfur yararına maktu tarife üzerinden vekalet ücreti takdirine dair önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme karan bu nedenle bozulmalıdır.
3- Bozma ilamının 1 numaralı bendinde yer alan ve “davacılardan Doğukan Taha Tayfur’un istem gibi 8.390,31 TL2 den sorumlu olmadığının tespitine karar verilmesi” gereğine değinen 1 numaralı bozma gerekçesine açıkça uyularak verilen karar yeni hüküm niteliğinde bulunduğundan, bu yöne ilişen temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
SONUÇ:1- Yukarıda (1) numaralı bentte yazılı nedenlerle davalı vekilinin temyiz talebinin REDDİNE,
2- Davacılar vekilinin temyiz-itirazlarının kabulü ile;’direnme kararının yukarıda (2) numaralı bentte ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harçlarının geri verilmesine,
3- Yukarıda (3) numaralı bentte açıklanan yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 18. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
14.10.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.

İşe İade Davasından Doğan Alacaklar, İcra İnkar Tazminatı

T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

E:2010/9-418
K:2010/505
T:13.10.2010

İŞE İADE DAVASINDAN DOĞAN ALACAKLAR
İCRA İNKAR TAZMİNATI

Özet
Davacı işçinin iş akdinin feshedildiği tarihte aldığı ücret taraflar arasında ihtilaflı değildir. Bu durumda, söz konusu ücrete göre hesaplanan dört aylık ücret ve işe başlatmama tazminatına icra inkar tazminatı verilmelidir. Hesaba esas ücret bilindiğine göre alacağın likit olduğu kabul edilmelidir.

Taraflar arasındaki “boşta geçen süre ve işe başlatmama alacağına” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bakırköy 7.İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 01.09.2008 gün ve 2007/1044 E-2008/320 K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesi’nin 22.10.2009 gün ve 2008/39032-28228 sayılı ilamı ile;
(1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının temyiz itirazları yerinde değildir.
2-İşçilik alacaklarıyla ilgili olarak yapılmış olan icra takibine itiraz üzerine açılan itirazın iptali davasında yargılama ve icra inkar tazminatına karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Genel haciz yoluyla ilamsız icra takiplerinde borçlunun itirazı üzerine takip durur ve alacaklının takibin devamını sağlamaya yarayan imkanlarından biri İcra İflas Kanunu’nun 67. maddesinde öngörülen itirazın iptali davasıdır.
İtirazın iptali davası, takip alacaklısı tarafından itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılır, icra takibinde yer alan ve borçlu tarafından itiraza uğrayan kısım davanın konusunu oluşturur. Borcun tamamına ya da bir kısmına itiraz hallerinde olduğu gibi imzaya itiraz ile faize itiraz edilmesi durumunda da itirazın iptali davası açılabilir.
İcra İflas Kanunu’nun 68 ve 68 (a) maddelerinde sözü edilen belgelerden birine sahip olmayan alacaklı, itirazın giderilmesini sağlayabilmek için yalnız itirazın iptali yoluna başvurabilir.
Borçlu ödeme emrine itiraz etmemiş ya da itiraz geçerli değilse alacaklının itirazın iptali davası açmasında hukuki yarar yoktur. Borçlu ödeme emrine itiraz etmemiş ya da itiraz geçerli değilse alacaklının itirazın iptali davası açmasında hukuki yarar yoktur.
Ödeme emrine itiraz yasal süresi içinde değilse, takip durmadığından itirazın iptali davası açılması da mümkün değildir. Bu yöndeki dava şartı mahkemece re’sen araştırılmalıdır.
İtirazın iptali davası süreye tabidir. Alacaklı itirazın kendisine tebliğinden itibaren bir yıl içinde davayı açabilir.
İcra takibi konusu alacak (davası) iş mahkemesinin görevine girmekte ise, itirazın iptali davası da iş mahkemesinde açılır (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku, İstanbul Kasım 2004, s. 223.). Buna göre davada 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunun 7. maddesi uyarınca sözlü yargılama usulü uygulanır.
İtirazın iptali davasında, işçilik alacaklarıyla ilgili olarak tahsil hükmü kurulması mümkün olmaz. Yargılama sonunda icra takibine itirazın kıdeme ya da tamamen iptali ile takibin devamına ya da davanın reddine dair karar verilmelidir.
İtirazın iptali davasında dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması mümkün olup, arttırılan kısım yönünden tahsil davası olarak hüküm kurulmalıdır. Davaya konu miktarın ıslah yoluyla arttırılması itirazın iptali davasının niteliğini değiştirmez ve tamamını tahsil davasına dönüştürmez.
İtirazın iptali davasında borçlunun haksızlığına karar verilmesi halinde ve alacaklının talep etmiş olması şartıyla, borç miktarının Yasada gösterilen orandan az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına hükmedilir. İcra inkar tazminatına karar verilebilmesi için alacağın belirli ya da belirlenebilir olması gerekir. Özellikle, işçinin kıdemi, ücreti gibi hesap unsurları, işverence bilinen ya da belirlenebilecek hususlardır. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 8 ve 28. maddelerinin işverene bu gibi konularda belge düzenleme yükümü yüklediği de gözden uzak tutulmamalıdır. Ancak, hak tartışmalı ise icra inkar tazminatına hükmedilemez.
Borçlu belirli bir alacak için yapılan icra takibinde borcun bir kısmına itiraz etmek istediğinde, itiraz ettiği kısmı açıkça göstermek zorundadır. Borçlu buna uymaz ve borcun tamamına itiraz ederse, itirazın iptali davası sonucunda borçlu olduğu miktar bakımından icra inkar tazminatı ödemekle yükümlüdür (Yargıtay 9.HD. 4.4.2008 gün 2007/ 14360 E, 2008/ 7511 K.).
Alacağın likit olması şartıyla, itirazın iptali davası sonunda borçlunun itirazının kısmen kabulü halinde dahi, kabul edilen kısım bakımından icra inkar tazminatına hükmedilmelidir.
İcra inkar tazminatı, asıl alacak bakımından söze konu olur. İşlemiş faiz isteği yönünden icra inkar tazminatına hükmedilmesi mümkün değildir.
İcra takibinde işlemiş faiz için de takip tarihinden itibaren faiz talep edilmiş olması durumunda, itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesi, faize faiz yürütülmesi anlamına gelir ki, Borçlar Kanunun 104/son ve 3095 sayılı yasanın 3. maddesi uyarınca faize faiz yürütülmesi mümkün olmaz. Bu halde, asıl alacak bakımından takip tarihinden itibaren faiz yürütülmesine karar verilmek suretiyle, faize faiz yürütülmeyecek şekilde hüküm kurulmalıdır.
Somut olayda davacı işçi işe başlatılmaması nedeniyle iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği tarihteki ücreti üzerinden boşta geçen dört aylık ücret ile dört aylık işe başlatmama tazminatını talep etmiştir. Davacının iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği tarihte aldığı ücret taraflar arasında ihtilaflı değildir. Kaldı ki davalı tarafça bilirkişi tarafından yapılan hesaplamaya da açıkça itiraz edilmemiştir. Davacının talep ettiği alacak likit olup davalı tarafça da bilindiğinden mahkemece davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekir. Dairemizin 15/09/2009 tarih 2008/40178 Esas 2009/22974 Karar, 2008/40181 Esas 2009/22976 Karar, sayılı emsal karanda bu yöndedir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davacı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK’un 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 13.10.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

İcra İnkar Tazminatı , İcra Avukatlık Ücreti

T.C.
YARGITAY
13. Hukuk Dairesi

E:2011/13019
K:2012/3580
T:22.02.2012

İCRA İNKAR TAZMİNATI
AVUKATLIK ÜCRETİ

Özet
Borçlu yalnız başına borcun miktarını tespit edebiliyor ise o alacak likittir ve de itiraz halinde tazminat gerektirir.

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, önceleri dava dışı U. şirketinin vekilliğini yaptığını, dava dışı bu şirketin 01.05.2003 tarihli temlik sözleşmesi ile davalı şirkete devredildiğini, davalı şirket tarafından kendisine 23.07.2003 tarihinde 31.12.2004 tarihine kadar geçerli olan süreli vekaletname verildiğini, dava dışı U. şirketi aleyhine açılan menfi tespit davasının davalı şirkete ihbar edilmesi üzerine davalı yanında katılmak üzere dilekçe verdiklerini ve davalı şirketin dava dışı şirketinin yanında davaya katıldığını, vekillik süresi bitinceye kadar davada vekil olarak davalıyı temsil ettiğini, Kadıköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2003/313 Esas sayılı dava dosyasında açılan menfi tespit davasında 2005 yılında davanın reddine karar verildiğini ve verilen bu kararın 29.06.2007 tarihinde kesinleştiğini, davalı ile aralarında yazılı ücret sözleşmesi bulunmadığını, davalının vekalet ücreti ödememesi üzerine 32.340.00 TL. asıl alacağın işlemiş faizi ile birlikte tahsili için icra takibi yaptığını ancak davalının haksız yere itiraz ettiğini ileri sürerek vaki itirazın iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, bilirkişi raporları da dikkate alınarak davanın kısmen kabulü ile Şişli 5. İcra Müdürlüğü’nün 2008/8799 Esas sayılı dosyasında 14.640.00 TL. asıl alacak, 422.35 TL. işlemiş faize yönelik itirazın iptaline, icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiş, hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının bent, davalının 3. bent dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Davacının temyiz itirazı yönünden, İİK’in 67. maddesinin 2. fıkrası hükmünce, icra – inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacağını mahkeme dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Burada borçlunun kötüniyetli itiraz etmiş bulunması yasal koşullardan değildir. İnkar tazminatı, aleyhinde yapılan icra kovuşturmasına itiraz edip duran ve işin itirazla çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan ayrı, alacağın likit ve belli olması gerekir. Daha geniş bir açıklama ile borçlu tarafından alacağın gerçek miktarı belli sabit ve belirlenmek için bütün unsurlar bilinmesi mümkün nitelikle olması yeterlidir. Borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise, alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir. Açıklanan yasal kuralların ışığında takip konusu alacak değerlendirildiğinde, borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilecek konumda bulunması nedeniyle alacağın likit ve muayyen nitelikte olduğunun kabulü ile icra – inkar tazminatına hükmedilmesi gerekir. Mahkemece, davacının bu istemi hakkında kabul kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde icra inkar tazminatı talebinin reddedilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bozma nedenidir.
3- Mahkemece, davacının 32.340.00TL. asıl alacak ve faizi ile birlikte tahsili yönünde yaptığı icra takibine davalının vaki itirazın iptali istemi ile ilgili olarak davanın kısmen kabulü ile icra takibinin 14.640.00 TL. asıl alacak e 422.35 TL. işlemiş faiz yönünden takibin devamına karar verilmesi nedeniyle, reddedilen miktar yönünden kendisini vekil ile temsil ettiren davalı yararına Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, vekalet ücreti hususunda bir karar verilmemesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, kararın düzeltilerek onanması, HUMK’un 438/7. maddesi hükmü gereğidir.
Yukarıda birinci bentte belirtilen nedenlerle davacı ile davalının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle mahkeme kararının hüküm bölümündeki “icra ve inkar tazminatı talebinin” cümlesinin çıkarılmasına ve hüküm fıkrasına yeni bir bent eklenerek “Asıl alacak olan 14.640.00 TL.nın %40’ı oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine” cümlesinin yazılmasına, üçüncü bentte açıklanan nedenlerle mahkeme kararının hüküm bölümüne yeni bir bent eklenerek “Davalı bu davada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden red ve kabul miktarı da dikkate alınarak karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi üzerinden hesap ve takdir olunan 2.188.00 TL. ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine” yazılmasına, kararın değiştirilmiş ve düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, peşin alınan 224.00 TL. temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, peşin alınan 18.40 TL. temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 22.02.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.