avukat ankara

Nemaya İcra

Soru;

Merhaba, geçtiğimiz senelerde özel bir bankadan kredi almıştım, bu kredilerin faizleri çok fazla olduğu için ödeyemedim ve nemaya icra geldiğini öğrendim. Daha önceki dönemlerde nemaya böyle bir işlem uygulandığını görmemiştim, ilk defa karşılaşıyorum, ne yapmam gerekiyor? Ayrıca sigorta numaramdan benim hangi şirkette çalıştığımı öğrenebilirler mi? Nemaya icra yasal mı, yasal değilse hakkımı nasıl aramam gerekiyor? Konu hakkında yardımcı olabilecek arkadaşlar varsa memnun olurum.

Cevap;

    Eğer borcunuz varsa bu borcunuza karşılık sizin elinizde bulunan taşınabilir ya da taşınamaz bütün mallarınız, paralarınız, gelirleriniz haczedilebilir. Yani, başka bankada bulunan paranız, arkadaşınızdan olan alacağınız, senetleriniz, hisse senetleri ve diğer yatırım araçlarında bulunan bütün paralarınız haciz işlemlerine dâhil edilirler. Doğal olarak borcunuz varsa ve icra kararı mahkemeye iletildiyse size gelecek olan nemayı da haczedebilirler. Sigorta numaranızdan sizin nerede çalıştığınız kolay öğrenebilirler, neticede o numara şirketin adı, soyadı, adresi yani TC kimlik numarası yerine geçmektedir. Benim konu ile ilgili bilgim bu kadar, benim içimde hala bir şüphe var diyorsanız iyi bir icra avukatı ile konuyu daha kapsamlı görüşebilirsiniz.

icra-avukatı-ankara

Haciz Kararlı Araç

Haciz Kararlı Araç

Soru;

Yaklaşık 2 yıl önce ikinci el bir araç satın almıştım, aldıktan 1 sene sonra aracımı da satmak zorunda kalmıştım.  Aracı sattığım şahıs, ruhsatın sahibinden vekalet de almasına rağmen aylarca arabayı kendi üstüne kaydettirmemiş. Bu aracın ilk sahibi ise borçlu olduğundan dolayı ve araç da halen borçlu olan ilk sahibinin üzerinde kayıtlı olduğundan haciz kararı ile araca el koymuşlar. Aracı sattığım kişi de sorumlu olarak beni görüyor ve parasını geri alabilmek için mahkemeye dava açtı ve davayı kaybettim. Temyize yaptığım başvurumdan olumlu bir sonuç çıkar mı?

Cevap;

Araç devir teslim işlerinde ve diğer bütün belgelerde noterden onaylı işlemler yapılması gerekir. Eğer siz üstünüze düşüne görevi yerine getirdiyseniz herhangi bir sorun yaşanmayacaktır. Noter onaylı şekilde işlemleri yapmadıysanız dahi, aracın sahibi olduğunu kanıtlamanız da bir delil olarak görülecektir. Ayrıca, davayı açan kişi sizden değil, aracın ilk sahibinden davacı olmalıydı, bence mahkemenin kararı yanlış bir karar olmuş. bu konu hakkında uzman bir Avukat ile görüşüp bilgi alırsanız daha sağlıklı olacağını düşünüyorum.

arac

Tüketici Kredisine Kefillik

T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi

E:2009/8090
K:2009/15409
T:10.07.2009

TÜKETİCİ KREDİSİ
KEFİLLİK
ÖNCE ASILA MÜRACAAT

Özet
Tüketici kredisinin teminatı olarak şahsi teminat verildiği hallerde, kredi veren, asıl borçluya başvurmadan kefilden borcun ifasını isteyemez” düzenlemesini getirmiştir. Bu nedenledir ki; alacaklı banka, asıl borçlu aleyhine icra takibi yapıp, takip semeresiz kalmadıkça kefillerden borcun ifasını isteyemez. Yasanın bu hükmü emredici nitelikte olup, mahkemece re’sen dikkate alınması zorunludur. Bu durumda asıl borçlu ile birlikte kefil hakkında takip yapılması yukarıda açıklanan yasa hükmüne aykırı olduğundan, mahkemece, alacaklının borçlu kefil İ.T.Ö. hakkındaki itirazın kaldırılması isteminin reddi yerine bu hususun gözardı edilerek istemin kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

4077 s. Yasa m. 10/3

Gereği görüşülüp düşünüldü :
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
Alacaklı bankanın tüketici kredi sözleşmesine dayanarak asıl borçlu ile birlikte kredi sözleşmesinin kefili olan muteriz borçlu İ.T.Ö. hakkında genel haciz yoluyla takip başlattığı görülmüştür.
4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Yasanın 10.maddesinin 3.fıkrası “Tüketici kredisinin teminatı olarak şahsi teminat verildiği hallerde, kredi veren, asıl borçluya başvurmadan kefilden borcun ifasını isteyemez” düzenlemesini getirmiştir. Bu nedenledir ki; alacaklı banka, asıl borçlu aleyhine icra takibi yapıp, takip semeresiz kalmadıkça kefillerden borcun ifasını isteyemez. Yasanın bu hükmü emredici nitelikte olup, mahkemece re’sen dikkate alınması zorunludur. Bu durumda asıl borçlu ile birlikte kefil hakkında takip yapılması yukarıda açıklanan yasa hükmüne aykırı olduğundan, mahkemece, alacaklının borçlu kefil İ.T.Ö. hakkındaki itirazın kaldırılması isteminin reddi yerine bu hususun gözardı edilerek istemin kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Borçlular vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 10.07.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İcra Hukuku Borçlu Olmadığının Tespiti

T.C.
YARGITAY
13. Hukuk Dairesi

E:2009/4860
K:2009/11605
T:15.10.2009

İCRA HUKUKU
BORÇLU OLMADIĞININ TESPİTİ DAVASI
ALACAKLININ DAVRANIŞI
HUKUKİ YARAR KOŞULU

Özet
Davalı idare elektrik borçlusu olarak gördüğü kişiye karşı icra takibi yapmış, borçlunun itirazıyla takip durmuştur. Bundan sonra borçlu elektrik abonesi olmadığından bahisle borçlu olmadığının tespitini dava etmiş bu arada davalı idare borçlu hakkında işlem yapmayacağını haricen bildirmiş, ancak borçlunun açtığı davada borçluyu sorumlu tutmadığına dair beyanda bulunmamıştır. O halde; borçlunun açtığı davada hukuki yarar olduğu kabul edilmelidir.

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı tarafından Şehit Ömer mescidi 1995, adına kayıtlı aboneliğin kendisi ile hiçbir ilgisinin olmamasına rağmen bina sahibi dava dışı AM. ile birlikte kendisi aleyhine icra takibi yapıldığını, itiraz ettiğini ileri sürerek icra takibine konu 57.251,91.-TL’den borçlu olmadığının tespitini istemiştir.
Davalı, davacının tüketimden sorumlu olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davacının aboneliğinin olmadığına ve itirazia takibin durduğuna, davacı tarafından dosyaya sunulan belgeye göre icra takibinde Bedaş’ın davacı hakkında işlem yapılmayacağını bildirmiş olduğuna ve duran takip nedeniyle davacının bu davada hukuki yararının bulunmadığına dayanılarak davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafindan temyiz edilmiştir
Davalının davacı aleyhine dışı abone şehit Ömer Cami 1995, bina sahibi AM. ve davacı aleyhine 57.251,91.-TL. üzerinden icra takibi yaptığı, davacının dava konusu abonelik ve kullanılan elektrikle ilgisinin olmadığı dosya İçeriği ve Müftülük yazıları ile sabittir. Davacı tarafından dosyaya fotokopisi sunulan 2008/9174 sayılı takip dosyasındaki 15.07.2008 tarihli davalı tarafından yapılan bildirimde dernek üyesi olması sebebi ile davacının takipte adının geçtiği ve bu şahıs hakkında takibin devamına yönelik işlem yapılmayacağının bildirildiği görülmüş ve davacı aleyhine yapılan icra takibi itiraz üzerine durmuş? ise de; davalının bu dava kapsamında davacıyı sorumlu tutmadığına ilişkin bir beyanı yoktur. Hal böyle olunca davacının eldeki davayı açmakta hukuki yararı vardır. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle reddi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, 15.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak:İSTANBUL BAROSU DERGİSİ 2010-2

İcrada İpoteğin Kaldırılması

T.C.
YARGITAY
14. Hukuk Dairesi

E:2009/10370
K:2009/11327
T:21.10.2009

İpoteğin Kaldırılması

Özet
Mahkemece, ipotek kesin borç ipoteğine ilişkin bulunduğundan, taraflardan alacaklının ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi yapıp yapmadığı saptanmalı, icra takibi varsa bu dosya getirtilmeli, resmi akit tablosundaki sözleşme hükümlerini gözetmek suretiyle alacaklının anapara dışında isteyebileceği gecikme faizi ile icra takibi yapılmışsa takip giderlerinin toplamını alacaklıya ödenmek üzere davacıya depo ettirip, eksiksiz depo edildiği takdirde ipotek şerhinin terkin edilmesine, kısmen ödeme yapılırsa davanın reddine karar vermekle beraber ödenen bölümün kütüğün düşünceler sütununda gösterilmesine karar verilmelidir.

4721 s. Yasa m. 856,875

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 20.02.2009 gününde verilen dilekçe ile ipoteğin kaldırılması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 11.06.2009 günlü hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekili ve davacı vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Davacı, davalıların murisi İsmet’e olan borcu sebebiyle 560 ada 14 parsel numaralı taşınmazda bulunan 1/2 hissesi üzerine konulan ipotek şerhinin bedelin faizi ile birlikte ödenmesi koşuluyla kaldırılması isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, ipoteğe konu borcun ödenmediğini, ipoteğin, ipotek bedelinin uyarlanması veya bedelin faizi ile birlikte ödenmesi halinde kaldırılabileceğini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davalılar ve katılma yolu ile davacı temyiz etmiştir.
İpotek kişisel bir alacağın teminat altına alınması amacını güden ve bir taşınmaz değerinden alacaklının alacağını elde etmesini sağlayan sınırlı bir ayni haktır. İpotek tesisi için rehin edilecek taşınmaz maliki ile alacaklı arasındaki anlaşmanın (rehin sözleşmesi) bulunması ve rehin sözleşmesinin Türk Medeni Kanunu’nun 856. maddesi gereğince tapu siciline tescil edilmesi gerekir.
Alacak sona erdiği halde alacaklı terkin taahhüdüne rağmen iradesiyle terkin talebinde bulunmazsa taşınmaz maliki ipoteğin fekkini (kaldırılmasını) dava yolu ile isteyebilir.
Somut olayda; 17.10.1979 tarihli ipotek akdinin çerçevesini tayin eden resmi akit tablosu içeriğinden ipoteğin, ödenmeyen 50.000 TL borç için 1 yıl vade ile tesis edildiği görülmektedir. Açıklanan bu niteliğe göre ipotek, kesin borç (karz) ipoteğidir. Türk Medeni Kanunu’nun 875. maddesine göre kesin borç (karz) ipoteği, anapara yanında, gecikme faizini ve icra takibi yapılmışsa takip masraflarını da güvence altına alır. Alacaklı, ipoteğin fekki için anaparanın dışında takip masraflarını ve geçen günlerin faizlerini de isteyebileceğinden, ipoteğin kaldırılmasına ancak anaparanın, gecikme faizinin, icra takibi yapılmışsa takip giderlerinin ödenmesi halinde karar verilebilir. Taşınmaz malikinin ödeme iddiası varsa, bu iddianın da yazılı delille kanıtlanması zorunludur.
Ancak, borçlu anapara ipotek miktarından bir kısmını ödemiş veya depo etmişse yine de davanın reddi gerekir ise de, “çoğun içinde az da vardır” kuralı uyarınca Tapu Sicil Tüzüğü’nün 31/son maddesi hükmüne göre ipotek bedelinden ödenen bölümün kütüğün düşünceler sütununda gösterilmesi gerekir.
Bütün bu açıklamaların sonucu doğrultusunda mahkemece yapılması gereken iş; ipotek, kesin borç (karz) ipoteğine ilişkin bulunduğundan, taraflardan alacaklının ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi yapıp yapmadığını sorup saptamak, icra takibi varsa bu dosyayı getirtmek, resmi akit tablosundaki sözleşme hükümlerini gözetmek suretiyle alacaklının anaparadışında isteyebileceği gecikme faizi ile (vade tarihinden dava tarihine kadar olan dönem için ipotek bedelini faizi ile birlikte hesap ettirmek) icra takibi yapılmışsa takip giderlerini gerek görülürse bilirkişiye hesaplatmak, bunların toplamını alacaklıya ödenmek üzere davacıya depo ettirmek, eksiksiz depo edilirse ipotek şerhini terkin etmek, kısmen ödeme yapılırsa davanın reddine karar verilmekle beraber ödenen bölümü kütüğün düşünceler sütununda gösterilmesine karar vermek olmalıdır.
Değinilen yönler gözetilmeden, eksik inceleme ve araştırmayla kurulan hüküm açıklanan bütün bu nedenlerle bozulmalıdır.
Sonuç: Tarafların temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatıranlara geri verilmesine, 21.10.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.