icra avukatları ankara

Ankara’da İcra Avukatı Olmanın Dezavantajları

Ankara’da icra avukatlığı yapıyorsanız güzel sonuçların yanında bu işin elbette dezavantajları da bulunuyor 0lacaktır elbette. Her güzel işin bir zorluğu ve zor anlar var elbette. Özellikle bu meslek avukatlık ve birde üstüne üstlük icra kanalı çalışmaları ise kişiyi daha zor günler bekliyor. Aslında ben duygusal değilim ve her işimi başarı ile yapıyorum diyor olabilirsiniz. Ama muhakkak ki mesai bitiminde sizin yaşadığınız o günkü kötü ve insanları yaralan duygular ile sizin de yıpranmamış olmamanız çok zor. Mesai bitiminde ister istemez düşünür ve bunu dert ediyor olabilirsiniz. O ha de bunu öncelikli olarak çok iyi tartmanız ve yapabilecek iseniz icra kanalını seçiyor olmalısınız.

Özellikle Ankara başkent olduğu için yerleşim ve yaşama olanakları çok fazla. Bu durum bir süre insanları borçlarını ödeyemem durumunu da getiriyor ve kişiler maalesef icra yolu ile mal varlıklarını ay da paralarını vermek zorunda kalıyorlar. Bu sebeple bir hayli karmaşık ve zor olan bu meslekte duygularınıza yenilmeniz sizin en büyük dezavantajınız olacaktır. İşinizi hakkı ile yapmak ve sorunsuz bir şekilde tamamlamak elbette her avukatın duygu ve düşüncesidir. Ama böylesine zor bir branş ile çalışıyor iseniz sizleri zor anlar ve duygular bekliyor olabilir. İcranın her aşamasında bulunmak ve takip etmekte yine icra avukatı olmanın dezavantajları arasında yer alıyor. Her işin olduğu gibi bu işinde elbette hem manevi hem de iş yoğunluğu fazla ama sizler bu görevi seçti iseniz bunların üstünden gelmeyi de başaracaksınız.

Düzenli ve tertipli şekilde çalışırsanız, en önemlisi bunun işiniz olduğunu kabullenir ve iş ile duygusal hayatı birbirine katmaz iseniz çok rahatlıkla icra avukatlığını yürütür ve üstelik te çok başarılı olursunuz. O halde sizlerde bu yolun henüz başında iseniz ya da yer almayı düşünüyor iseniz tüm bu olumsuz yanları düşünerek hareket etmeniz en doğusu olacaktır. Sizler için avukat olmak çok eğlenceli ve kolay gibi görünen bir meslek olabilir ama unutmayın ki kolay olan hiçbir şey yoktur. Bunun içine özellikle icra avukatlığı da dâhildir

Tüketici Kredisine Kefillik

T.C.
YARGITAY
12. Hukuk Dairesi

E:2009/8090
K:2009/15409
T:10.07.2009

TÜKETİCİ KREDİSİ
KEFİLLİK
ÖNCE ASILA MÜRACAAT

Özet
Tüketici kredisinin teminatı olarak şahsi teminat verildiği hallerde, kredi veren, asıl borçluya başvurmadan kefilden borcun ifasını isteyemez” düzenlemesini getirmiştir. Bu nedenledir ki; alacaklı banka, asıl borçlu aleyhine icra takibi yapıp, takip semeresiz kalmadıkça kefillerden borcun ifasını isteyemez. Yasanın bu hükmü emredici nitelikte olup, mahkemece re’sen dikkate alınması zorunludur. Bu durumda asıl borçlu ile birlikte kefil hakkında takip yapılması yukarıda açıklanan yasa hükmüne aykırı olduğundan, mahkemece, alacaklının borçlu kefil İ.T.Ö. hakkındaki itirazın kaldırılması isteminin reddi yerine bu hususun gözardı edilerek istemin kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

4077 s. Yasa m. 10/3

Gereği görüşülüp düşünüldü :
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
Alacaklı bankanın tüketici kredi sözleşmesine dayanarak asıl borçlu ile birlikte kredi sözleşmesinin kefili olan muteriz borçlu İ.T.Ö. hakkında genel haciz yoluyla takip başlattığı görülmüştür.
4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Yasanın 10.maddesinin 3.fıkrası “Tüketici kredisinin teminatı olarak şahsi teminat verildiği hallerde, kredi veren, asıl borçluya başvurmadan kefilden borcun ifasını isteyemez” düzenlemesini getirmiştir. Bu nedenledir ki; alacaklı banka, asıl borçlu aleyhine icra takibi yapıp, takip semeresiz kalmadıkça kefillerden borcun ifasını isteyemez. Yasanın bu hükmü emredici nitelikte olup, mahkemece re’sen dikkate alınması zorunludur. Bu durumda asıl borçlu ile birlikte kefil hakkında takip yapılması yukarıda açıklanan yasa hükmüne aykırı olduğundan, mahkemece, alacaklının borçlu kefil İ.T.Ö. hakkındaki itirazın kaldırılması isteminin reddi yerine bu hususun gözardı edilerek istemin kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Borçlular vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 10.07.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İcra Takibi İstihkak Davası

T.C.
YARGITAY
21. Hukuk Dairesi

E:2008/19610
K:2010/299
T:21.01.2010

İSTİHKAK DAVASI

Özet
Haciz adresinin ve hacizli malların borçluya ait olduğu kanıtlanamadığından; 3. kişi tarafından açılan davanın kabulü gerekir.

Yukarıda tarih ve numarası yazılı kararın temyizen tetkiki davacı (3.Kişi) vekili tarafından istenmiş, mahkemece ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar verilmiştir. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
KARAR
Uyuşmazlık 3. kişinin İİK’in 96 ve devamı maddelerine dayalı istihkak davasına ilişkindir.
Davacı 3. kişi, borçludan 11.3.2008 tarihinde boşandığını bildirerek borçlunun borcu dolayısıyla ev eşyaları üzerine konulan haczin kaldırılmasını istemiştir.
Dava konusu ev eşyaları 3. kişi durumundaki davacıya ait ev adresinde 1.4.2008 tarihinde haczedilmiş, davacı 3. kişinin istihkak iddiasına alacaklı vekilince karşı çıkılmıştır. Borçlunun takip dayanağı bonodaki adresi İstasyon Caddesi … Yeşilköy adresidir. Borçluya ödeme emri 8.4.2008 tarihinde icra dairesinde tebliğ edilmiş, borçlu lehine olan sürelerden feragat ederek takibi kesinleştirmiş ve adres olarak mahkemenin kabulünün aksine takip adresi olan İstasyon Caddesi No: … Yeşilköy adresini bildirmiştir. Haciz ise Ürgüplü Caddesi Kuşkonmaz SK. … Yeşilyurt adresinde davacının huzuru ile gerçekleşmiştir. Haczin uygulandığı adres takip yada ödeme emri tebliğ adresi olmayıp, borçlu hacizde de hazır olmadığından, borçlunun haciz adresi ile ilgisi saptanamamaktadır. Bu durumda İİK’in 97/a maddesinde öngörülen karine davacı yararına olup, haciz adresinin ve hacizli malların borçlu ile ilgisinin davalı alacaklı tarafından kanıtlanması gerekir. Davanın 3. kişi tarafından açılmış olması ispat yükünün yer değiştirmesine neden olmaz.
Davalı alacaklı tarafından haciz adresinin ve hacizli malların borçluya ait olduğuna ilişkin herhangi bir kanıt ileri sürülmemiştir. Aksine ispat yükü kendisinde olmamasına rağmen davacı 3. kişi tarafından, haciz adresinin çalıştığı firma yetkilisi tarafından kiralandığına ilişkin 1.6.2007 tarihli kira sözleşmesi sunulmuş, bu sözleşmede davacının müteselsil kefil olarak imzasının bulunduğu görülmüş, yine hacizli malların bir kısmına uygunluk arzeden ve çalıştığı firma adına düzenlenen 20.7.2007 tarihli fatura sunulmuşmr.Anılan sebeplerle haciz adresinin ve hacizli malların borçluya ait olduğu-kanıtlanmadığından 3. kişi tarafından açılan davanın kabulü yerine reddi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
O halde, davacı 3. kişinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacı (3. kişiye) iadesine, 21.1.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Açığa Atılan İmza, Boş Senet İcra Takibi

T.C.
YARGITAY
19. Hukuk Dairesi

E:2011/6911
K:2011/8369
T:22.06.2011

İŞE GİRERKEN TEMİNAT OLARAK VERİLEN SENET
DAVAYA KONU SENETTE AÇIĞA ATILAN İMZA

Özet
Davalı hakkında dava konusu senetle ilgili olarak “Açığa Atılı İmzanın Kötüye Kullanılması” suçundan dava açıldığı ve ceza davasının halen derdest olduğu dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. BK’nın 53. Maddesi uyarınca maddi vakıayı saptayan ceza mahkemesi kararlarının hukuk hakimini bağlayacağı gözetilerek anılan ceza davasının sonucu beklenerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

Davacı, dava dışı K. A.Ş’de girerken boş teminat senedi imzalayıp verdiğini kendisinin iş akdini feshetmesine rağmen bononun iade edilmediğini, senedi ele geçiren davalının senede dayalı olarak icra takibi yaptığını ileri sürerek 23.05.2005 vade tarihli 46.000.000 TL bedelli senetten dolayı davalıya borçlu olunmadığının tespitine, takibin iptaline, % 40 tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının senedin bedelsiz olduğu ve teminat olarak verildiği iddiasını yazılı delille kanıtlaması gerektiğini, Kadıköy 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2009/957 esas sayılı dosyasında davaya konu senette açığa atılmış bulunan davacı imzasının kötüye kullanıldığı gerekçesiyle müvekkili hakkında açılan ceza davasının görüldüğünü, bu davanın sonucunun bekletici mesele yapılması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan delillere göre, davacının davaya konu bonoyu dava dışı K. A.Ş.’ye işe girerken teminat amacıyla verdiği, işten çıkarıldığında bononun davacıya iade edilmediği, davalının aldığı senede karşılık davacıya borç para verdiğine ilişkin delil ibraz edemediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacının davalıya senetten dolayı borçlu olmadığının tespitine, davacının % 40 kötü niyet tazminatı talebinin ise reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Davalı hakkında dava konusu senetle ilgili olarak “açığa Atılı İmzanın Kötüye Kullanılması” suçundan dava açıldığı ve ceza davasının halen derdest olduğu dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. BK’nın 53. Maddesi uyarınca maddi vakıayı saptayan Ceza Mahkemesi kararlarının hukuk hakimini bağlayacağı gözetilerek anılan ceza davasının sonucu beklenerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün taraflar yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre öteki yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde iadesine, 22.06.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.